1925 yılı Ağustos ayının ilk
günlerinde Kastamonu'dan bir heyet Ankara'ya
giderek Atatürk'le görüşmüş, bu görüşmede de
Atatürk Kastamonu'yu ziyaret edeceğini
bildirmişti.
23 Ağustos 1925'de Atatürk Kastamonu'ya gelmiş,
burada kendisini karşılayan heyetleri kabul
etmişti. Bu heyetler içinde İnebolu Heyeti de
vardı. İnebolu heyeti şu isimlerden
oluşmaktaydı:
- Mustafa Battak Bey (Tüccar)
- Mehmet Hamdi Kabaali Bey (Tüccar)
- İlyas Bey (Kaptan - Küçük Kayıkçılar
Kahyası)
- Ali Haydar Bey (Eczacı - Belediye Meclis
Üyesi)
- Latif Bey ( İlköğretim Müfettişi)
- Ali Serviçeli Bey (Abana Bucak Müdürü)
- Mustafa Selim İmece Bey (İstanbul Hukuk Fak.
öğrenci)
Atatürk'ün huzuruna giren İnebolu heyetinde
en öndeki kişi, heyetin en genci olan Mustafa
Selim İmece, Vali Fatin Güvendiren'in
takdiminden sonra "Muhteşem Kurtarıcımız ve
Başbuğumuzu hem Kastamonu'da karşılamak ve hem
de İnebolu'ya davet etmek için geldik" dedi.
Atatürk'ün cevaben "O halde, İnebolu'da bol bol
konuşur ve görüşürüz, memnun oldum. Zaten
İnebolu'yu da görmek istiyordum. Sizi burada
ATATÜRK’ÜN İNEBOLU’YU ZİYARETİ VE ŞAPKA
İNKILABI
Atatürk, 25 Ağustos 1925 Salı günü saat 11.00 de
Kastamonu'dan İnebolu'ya hareket etti. Beraberinde
Kütahya Miletvekili Nuri, Rize Milletvekili Fuat,
Kastamonu Milletvekilleri, Ordu Müfettişi Ali Sait,
Kolordu Kumandanı Emin, Fırka Kumandanı Kâzım
Paşalar, Kastamonu Valisi Fatin
ve maiyeti bulunuyordu. Gazi yol boyunca toplanan
köylüler tarafından alkışlandı. Göl bucağından gelen
köylülerle Şeker köprüsünde, Seyitler Köyünde
kalabalık gittikçe arttı. Seyitler'de şiddetli
alkışlar ve "Yaşa!" seslerine karşı Gazi, başı açık
selâm verdi. Öğleyi biraz geçe Ecevit'e varıldı.
Burada Küre bucağı heyeti, köylüler ve İnebolu
heyeti karşıladı. Ecevit'te yenen öğle yemeğinden
sonra yola devam edildi. Küre bucağı merkezine
vardığında halkın sevgi ve saygı tezahüratı ile
karşılandı. Atatürk, akşam üzeri saat yedide
Çatalkaya üzerindeki eski yoldan İnebolu'ya geldi.
İnebolu girişinde "İlk zafer yolu İnebolu'ya safa
geldiniz Sevgili Gazi" yazılı büyük
takın yanında Türk Ocağı gençleri tarafından
karşılandı. Burada otomobiline binerek ikinci takın
önünde tekrar otomobilden indi ve oradan itibaren
Kastamonu Valisi Fatin, Halk Fırkası mutemedi Hüsnü,
Kaymakam Nuri, Belediyle Reisi Hüseyin ve şehir
ileri gelenleri, bir askerî kıta, hükümet memurları,
öğretmenler, öğrenciler, esnaf dernekleri,
kayıkçılar loncası, bucak heyetleri ve bütün halk
tarafından sürekli alkışlar ve "Yaşa Gazi Paşa!"
sesleri ile karşılandı. Bu sırada 21 pare top
atıldı. Atatürk, Hürriyet Meydanındaki takın önünden
geçerek halkın sürekli alkışları ve "Yaşa!" sesleri
arasında İnebolu'da kendisine tahsis edilen Belediye
Başkanı Hüseyin Karagülle'ye ait eve geçerek
dinlenmeye çekildi.
İNEBOLU
BELEDİYE DAİRESİNDE
Atatürk, ertesi gün saat 14.30 da Müşir üniformasını
giymiş olduğu halde ikametgâhından çıktı ve yaya olarak
caddelerde toplanan halkın "Yaşa Gazi Paşamız!" sesleri
ve sürekli alkışlar arasında Belediye binasına geldi.
Belediye Reisi odasında sırayla Belediye, Halk Fırkası,
Ticaret Odası, Türk Ocağı, Esnaf, Kayıkçılar,
Muallimler Birliği, Abana ve Çatalzeytin bucakları,
Kunduracılar ve Gümrük Hamalları heyetlerini kabul etti.
Kayıkçılar heyetinden sonra Muallimler Birliği heyetini
kabul eden Gazi, öğretmenlere:
"— Hususî mahalle mekteplerinin kaldırılmasını
nasıl buldunuz?" diye sordu.
Öğretmenlerden Hilmi Bey:
"— Hususî mahalle mekteplerinin kaldırılması çok
doğrudur. Çünkü, memlekette tam bir terbiye hasıl
olamıyor ve tahsili ibtidai na ehil ellerde kalıyordu.
Çok mektep olmaktansa iyi ve muktedir muallimliği meslek
yapanların elinde memleket çocuklarının yetişmesi ve
esaslı muallim yetişinceye kadar az mektebin bulunması
daha iyidir." dedi. Gazi
Hazretleri, bu sözlerden memnun kaldı. Muallimler
Birliği heyetinden sonra kabul ettiği Abana bucağı
heyeti, köylerde mektep açılmasına ihtiyaçları
bulunduğunu bildirdiler. Çatalzeytin bucağı heyetini de
kabul eden Gazi, Abana heyeti ile konuştuğu konular
üzerinden görüştü.
Belediye'den ayrılmadan önce Reis Hüseyin Kâşif Bey'e
hitaben:
"— İnebolu halkının gösterdiği samimî
tezahürattan çok mütehassis oldum. Kendilerine
müteşekkirim. Teşekkürlerimin sureti münasebede
duyurulmasını sizden rica ederim." dedi ve
Belediye'den ayrıldı.
Belediye önünde bekleyen binlerce İnebolulunun sürekli
alkışları ve "Yaşa Gazi Paşa!" sesleri arasında yaya
olarak Hükümet binasına geçti. İNEBOLU HÜKÜMET DAİRESİNDE
Gazi, Hükümet binasının üçüncü katında Meclis İdare
salonunda İlçe Kaymakamından başlayarak memurları kabul
etti. Daire reislerinden bilgi aldı. Başlarında
Tedrisatı İbtidaiye Müfettişi (İlköğretim Müfettişi)
bulunan kız ve erkek okullarının öğretmenlerini de kabul
etti. Müfettişe hayli sorular sordu, köy okulları
üzerinde durdu. Köy okulu sayısının az olduğunu
öğrenince, "Bazı mıntıkada leyli köy mektepleri
tesis edilerek köy çocuklarının bir an evvel cehaletten
kurtarılması'nı tavsiye etti. Son olarak kabul
ettiği, Tosya'da kurulmakta olan Çeltik Fabrikası
mühendisine de şunları söyledi: "Sizin gibi
gençler ne kadar çok yetişirse memleketimiz o nisbette
terakki edecektir."
Gazi Hazretleri gerek Belediye'de, gerek Hükûmet'te başı
açık bulundu ve heyetleri de başı açık olarak huzuruna
kabul ettikten sonra saat 16.30 da halkın coşkun
tezahüratı arasında yürüyerek ikamete döndü. İnebolu'da Fener Alayları
Bu gece Türk Ocağı gençleri, esnaf kuruluşları, öğretmen
ve öğrenciler ile Kayıkçılar Cemiyetinin ayrı ayrı
yaptıkları fener alayları çok parlak oldu. Sokak ve
caddeler şarkılar ve millî marşlar söylenerek dolaşıldı.
Çarşı ve evler aydınlatıldı, havai fişekler atıldı.
Her fener alayının son yürüyüş durağı Gazi'nin misafir
kaldığı köşkün bahçe kapısı oldu. Buraya gelen fener
alayları çeşitli oyunlar ve gösteriler yaptılar.
Öğrencilerin ellerindeki küçük bayrakları, yanan
fenerleri, neşeli ve sevimli tavırları, öğretmenleri ile
beraber söyledikleri "Dağ başını duman almış, Gümüş dere
durmaz akar" marşı ve "Yaşasın Gazi Babamız!" diye
bağırmaya ve alkışlamaya başlamaları üzerine halk da
kendilerine katıldı ve şiddetle alkışlandılar.
Gazi, o sırada içerde meşgul olduğu için kapının önüne
kadar gelmedi, Umumî Kâtibi Tevfik Bey ile öğretmenlere
ve öğrencilere sevgilerini, teşekkürlerini ve
memnuniyetlerini bildirdi. 27 Ağustos 1925 Perşembe İNEBOLU TÜRK OCAĞI'NDA KONUŞMASI
Türk Ocağı gençlerinin davetini kabul eden Gazi
Hazretleri, bugün saat 15.00 dolaylarında dört
milletvekili arkadaş, bazı yüksek rütbeli paşalar ve
maiyeti ile misafir kaldığı konaktan çıktı, yaya olarak
siyah renkte bir elbise ile panama şapkası elinde Türk
Ocağı'na geldi.
Ocak üyesi ve Darülfünun (Üniversite) Hukuk Fakültesi
öğrencisi Mustafa Selim (İmece) Bey tarafından yapılan
konuşma üzerine Gazi Hazretleri ünlü "Şapka nutku"nu
söyledi: 28 Ağustos 1925 Cuma İNEBOLU'DAN HAREKETİ
Gazi Paşa, bugün İnebolu'dan Kastamonu'ya döndü. Gazi
Hazretleri, hareketinden bir kaç dakika önce Trabzon'a
hareket edecek olan Darülfünun Tetkik Heyeti Müdüresini
ayakta kabul ederek kendilerine başarı temenni eyledi.
Sabahleyin saat 10.00 da Hüseyin Bey'in konağından çıkan
Paşa Hazretleri İnebolu halkının, öğ- rencilerin
erkenden bütün yolları doldurduğunu görünce halkın
arasından yürüye yürüye geçmeğe başladı. Taklar
etrafında toplanan halka: "Allahaısmarladık." dedi. Kendisine mini mini kızlar tarafından
buketler sunuldu. Bu şekilde şehrin dışına kadar
toplanan kadın, erkek ve öğrencilerin önünden geçti ve
sonra saat 10.30 da otomobili hareket ederek saat 13.00
te Devrekani'ye geldi.
ATATÜRK’ün İnebolu Nutku
Hanım ve Bey Arkadaşlarım;
Bana huzuru nezihanenizde söz söylemek fırsatını
bahşettiğinizden çok bahtiyarım.Bunun için size sureti
mahsusa da teşekkür ederim. Derekap ilave etmeliyim ki,
İnebolu’nun muhterem halkı beni çok samimi kabul etti;
hakkımda kalbi tezehüratta bulundu. Bunun bende tevlit
ettiği memnuniyet hislerini Belediye Dairesinde ve
Hükümet Konağında bilvesiyle söylemiştim. Fakat burada
huzurunuzda bir defa daha bu memnuniyetimi ve samimi
teşekküratımı ifade etmek benim için çok zevkli bir
vazifedir. Müsaadenizle onu ifa edeyim:
Arkadaşlar, ben sevgili memleketimizin hemen
bütün aksamını gezdim, gördüm. Bütün vatandaşlarımızın
büyük kitleleriyle yakından temas ettim. Bütün bu candan
temasların bende bıraktığı silinmez hatıratı hürmetle
yad ve tezkar ederken, beyan etmeliyim ki bu havalide,
Çankırı ve Kastamonu havalisinde ilk defa olarak
seyahat ediyorum. Samimi arkadaşlar bu havaliyi yakından
görmek benim için mukaddes bir emel halinde idi. Bu emel
şüphesiz memleket ve millet vezaifini vukuflu ifa
noktainazarından aynı zamanda bir vazife idi. Onun için
vilayet namına Ankara’ya gelen heyeti muhteremenin vuku
bulan davetine memnuniyetli ve derhal icabet ettim. Bu
noktada güzel ve yüksek bir tecelliyi ifade etmek, benim
için çok medarı iftihar olacaktır. Benim şu veya bu
sebeple tehir ettiğim mühim vazifeyi millet bana ihtar
etmiş ve yaptırmıştır. Bunu milletin ruhu müşterekindeki
ulviyeti irşadına parlak bir misal olarak zikretmeliyim.
Efendiler; Bu hitap münasebetiyle ufak bir
noktayı tekrar edeyim. ”Efendiler” dediğim zaman başka
bir yerde olduğu gibi burada da bunun medlulü
hanımefendiler ve beyefendiler. Efendiler, bu seyahatim
ne isabet oldu, vasi ormanlarıyla, müteaddit ve
mütenevvi madenleriyle Türkiye Cumhuriyetinin en mühim
servet menbalarını ihtiva eden bu mıntıkayı yakından
görmek benim için ne kadar istifadeli oldu. Fakat çok
yüksek seda ile ifade etmeliyim ki, bundan daha çok daha
kıymetli istifade bahş olan bu mıntıka halkına yakından
temas etmek oldu. Bütün meşhudatım her noktainazardan
beni çok bahtiyar etmiştir. Çankırı’dan Kastamonu’ya,
Ankara’dan İnebolu’ya kadar bütün bu üçyüzelli
kilometrelik güzergahta, bugün burada samimi
huzurlarıyle şerefyap olduğum muhterem İnebolulularda
gördüğüm tenevvür, yüksek zihniyet ve inkişaf derecesi
cidden iftihara şayestedir. Cidden ehemmiyetle zikre
şayandır. Güzel kalpli kardeşler; bu bariz hakikatın
aksini iddia edenlerin de, mevcudiyetini düşündükçe
mütellim oluyorum. Bu gibiler millete kendi gafletlerini
umumi zannetmek gafleti amikasındadırlar. Kendi dar
zihniyetlerini vahidi kıyası tutarak milleti her türlü
yüksek teceddütten mahrum etmeğe kalkışıyorlar. Milletin
medeniyet ve insanlık yolundaki uzun hatvelerini
durdurmak için adeta çırpınıyorlar. Fakat o gibiler
niçin düşünmüyorlar ki, buna artık imkan kalmamıştır.
Ey memleketini seven ve memleketi, milleti için
hayatın fedadan çekinmemiş bulunan kıymetli vatandaşlar;
hep beraber bütün cihana sarih ifade edelim ki, bunca
inkilabın şuurlu kahramanı olan bu millet, medeniyet
güneşinin bütün hararetini almıştır, masetmiştir. Şüphe
etmeğe mahal var mıdır ki, bu hararetin füyuzatı elbette
emrivaki halinde mütecelli olacak, fışkıracaktır.
Muhterem arkadaşlar, gerçi çok kısa bir zamanda seri ve
kesif denilecek kadar siyasi, idari, içtimai inkilaplar
yaptık. Yaptıklarımızın sü’rat ve kesafetinden ancak
memnuniyetle ve bahtiyarlıkla bahsolunabilir. Çünkü bu
böyle olmasaydı, kurtuluş ihtimali tehlikeye
düşebilirdi. Emniyet etmek muvafıktır ki, ve böyle
yapmak zarureti olduğu içindir ki, böyle yaptık. Artık
bugün her şeyi anladığına kani olduğum muhterem
vatandaşlar size sual tarzında bazı hitaplarda
bulunacağım. Hakimiyetine sahip olan bu milletin başında
bir dakika bile olsun bir sultanı bırakmak caiz olabilir
miydi? Bunu sizden soruyorum (asla, katiyen sesleri).
Benim sevgili kardeşlerim; Fikir ve idrak sahibi
olduğunu büyük hadisat ile isbat etmiş olan bu millet,
Allah’ın gölgesi, peygamberin vekili olduğunu iddia
küstahlığında bulunan halife unvanındaki gafillere,
cahillere, riyakarlara vatanında, vicdanında yer
verebilir miydi? Bunu sizden soruyorum (Haşa, katiyen
sesleri). Ey büyük millet, cihan aileyi medeniyetinde
mevkii ihtiram sahibi olmağa layık Türk Milleti,
evlatlarına vereceği hırsı, vereceği terbiyeyi mektep ve
medrese namında birbirinden büsbütün başka iyi nevi
müesseseye takdim etmeğe hala katlanabilir miydi?
Terbiye ve tedrisatını tevhid etmedikçe aynı fikirde,
aynı zihniyette fertlerden mürekkep bir millet yapmaya
imkan aramak abesle iştigal olmaz mıydı?
Efendiler, Türkiye Cumhuriyetini tesis eden Türk
halkı medenidir. Tarihinde medenidir, hakikatda
medenidir. Fakat ben sizin öz kardeşiniz, arkadaşınız,
babanız gibi haber vermeye mecburum ki medeniyim diyen
Türkiye Cumhuriyeti halkı; fikriyle, zihniyle medeni
olduğunu isbat ve izhar etmek mecburiyetindedir.
Medeniyim diyen Türkiye Cumhuriyeti halkı aile
hayatiyle, yaşayış tarzıyle medeni olduğunu göstermek
mecburiyetindedir. Velhasıl medeniyim diyen Türkiye’nin,
hakikaten medeni olan halkı baştan aşağıya vaz’ı
haricisiyle dahi medeni ve mütekamil insanlar olduğunu
fiilen göstermeğe mecburdur. Bu son sözlerimi vazih
ifade etmeliyim ki, bütün memleket ve cihan ne demek
istediğimi suhuletle anlasın. Bu izahımı heyeti
aliyenize, heyeti umumiyeye bir sual tevtihiyle yapmak
istiyorum.
Bizim kıyafetimiz milli midir? (Hayır, hayır
sadaları)
Bizim kıyafetimiz medeni ve beynelmilel midir?
(Hayır, hayır sadaları)
Size iştirak ediyorum. Hayır, hayır, hayır
tabirini maruz görünüz. Altı kaval üstü şişhane diye
ifade olunabilecek bir kıyafet ne millidir ve ne de
beynelmileldir. O halde kıyafetsiz bir millet? Bu olur
mu arkadaşlar? Böyle tavsif olunmağa razı mısınız
arkadaşlar? (Hayır, hayır katiyen sesleri) Çok kıymetli
bir cevheri çamurla sıvıyarak enzori aleme göstermekte
mana var mıdır? Ve bu çamurun içinde cevher gizlidir.
Fakat anlamıyorsunuz demek müsip midir? Cevheri
gösterebilmek için çamuru atmak elzemdir ve tabiidir.
Cevherin muhafazası için bir mahfaza yapmak lazımsa onu
altından veya platinden yapmak icap etmez mi? Bu kadar
açık bir hakikat karşısında tereddüt caiz midir? Bizi
tereddüde sevk edenler varsa onların humk u belahatine
hükmetmekle hala mı tereddüt edeceğiz? Arkadaşlar Turan
kıyafetini araştırıp ihya eylemeğe mahal yoktur. Medeni
ve beynelmilel kıyafet bizim için çok cevherli,
milletimiz için layık bir kıyafettir. Onu iktisa
edeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon,
yelek, gömlek, kravat, yakalık, caket ve bittabi
bunların mütemmimi olmak üzere başta siperi şemsli
serpuş, bunu çok açık söylemek isterim: Bu Serpuşun İsmine Şapka Denir.
Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak
gibi… İşte şapkamız. Buna caiz değil diyenler vardır.
Onlara diyeyim ki çok gafilsiniz ve çok cahilsiniz. Ve
onlara sormak isterim:
Yunan serpuşu olan fesi giymek caiz olur da
şapkayı giymek neden olmaz ve yine onlara, bütün millete
hatırlatmak isterim ki, Bizans papazlarının ve Yahudi
hahamlarının kisvei mahsusası olan cübbeyi ne vakit, ne
için ve nasıl giydiler? Bu noktainazara ait beyanatımı
bitirmezden evvel birkaç kelime daha söylemek isterim.
Efendiler, içtimai hayatın mebdei, ukdesi aile
hayatıdır. Aile izaha hacet yoktur ki, kadın ve erkekten
mürekkeptir. Kadınlarımız hakkında, erkekler hakkında
söz söylediğim kadar fazla izahatta bulunmayacağım.
Fakat bu mevcudiyeti ulviyeyi bilhassa huzurlarında
müsamaha ile geçemem. Müsaade buyurulursa bir iki kelime
söyleyeceğim ve siz ne söylemek istediğimi suhuletle
anlayacaksınız. Esnayı seyahatimde köylerde değil
bilhassa kasaba ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın
yüzlerini ve gözlerini çok kesif ve itina ile kapamakta
olduklarını gördüm. Bilhassa bu sıcak mevsimde bu tarz
kendileri için mutlaka mucibi azab ve ızdırap olduğunu
tahmin ediyorum. Erkek arkadaşlar bu biraz bizim
hodbinliğimiz eseridir. Çok afif ve çok dikkatli
olduğumuzun müdrik ve mütefekkir insanlardır. Onlara
mukaddesatı ahlakiyeyi kuvvetle telkin etmek için, milli
ahlakımızı anlatmak ve onların dimağını nur ile,
nezahetle teçhis etmek esası üzerinde bulunduktan sonra
fazla hodbinliğe lüzum kalmaz. Onlar yüzlerini cihana
göstersinler. Ve gözleriyle cihanı dikkatle
görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur.
Arkadaşlar, sureti mahsusada telaffuz ediyorum.
Korkmayınız, bu gidiş zaruridir. Bu zaruret bizi yüksek
ve mühim bir neticeye isal ediyor. İsterseniz bildireyim
ki bu kadar yüksek ve mühim bir neticeye vusul için
lazım gelirse, bazı kurbanlar da verelim. Bunun
ehemmiyeti yoktur. Mühim olarak şunu ihtar ederim ki, bu
halin muhafazasında taannüt ve taassup, hepimizi her an
kurbanlık koyun olmak istidadından kurtaramaz. Hanım ve
Bey arkadaşlarım; Size malumunuz olan bir hakikati kısa
bir cümle ile tekrar arzedeceğim; beni mazur görünüz.
Medeniyetin coşkun seli karşısında mukavemet beyhudedir.
O gafil ve itaatsizler hakkında çok biamandır. Dağları
delen, semalarda pervaz eden, göze görünmeyen serattan
yıldırlara kadar her şeyi gören, tenvir eden, tetkik
eden medeniyetin muvacehei kudret ve ulviyetinde kurunu
vustai zihniyetlerle, iptidai hurafelerle yürümeğe
çalışan milletler mahvolmağa veya hiç olmazsa esir ve
zelil olmağa mahkumdurlar. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti
halkı mütemeddin ve mütekamil bir millet olarak ilelebet
yaşamağa karar vermiş, esaret zincirlerini ise tarihti
namesbuk kahramanlıklarla parça parça etmiştir. (27
Ağustos 1925)